Aba Hukuk & Danışmanlık

bottom

Av. Anıl ABA

Av. Abdullah Cengiz KILIÇ

Av. Devrim Ece HAN

Faaliyet Alanlarımız

Şirketler Hukuku

ABA Hukuk, Şirketler Hukuku alanında, yerli ve yabancı şirketlerin kuruluş, infisah, birleşme/devralma ve tür değiştirme işlemlerinde uzmanlaşmıştır.

ABA Hukuk tarafından Şirketler Hukuku alanında verilen hizmetlerden bazıları:

  • Şirket genel kurul toplantılarının yapılması
  • Sermaye artırımları/indirimleri
  • Sermaye piyasası mevzuatı kapsamında danışmanlık
  • Haksız rekabetin önlenmesi, tüketici mevzuatı kapsamında danışmanlık irtibat bürolarının kurulması
  • Hisse senetleri ve tahvillerle ilgili işlemler
  • Hukuki durum tespit raporlaması (Due Diligence)

ŞİRKET TÜRLERİ, KURULUŞLARI YÖNETİMLERİ VE SONA ERMELERİ :

  • ADİ ŞİRKET
  • ŞAHIS ŞİRKETİ
  • SERMAYE ŞİRKETİ

2 Ocak 2013 tarihi itibariyle Şirket kuruluşlarında Mersis uygulamasına geçilmiştir. Şirket kuruluş işlemleri öncelikle çevrimiçi ortamda başlatılmakta ve şirket ana sözleşmesi bu çevrimiçi ortamda oluşturulmaktadır. Sistemden alınan 16 haneli Mersis Numarası ile notere gidilerek, entegre sistem sayesinde şirket ana sözleşmesinin noter onaylı örnekleri alınabilmektedir. Daha sonra İTO’nun Tescil ve Kuruluş işlemlerine ilişkin istediği belgeler düzenlenmektedir. Bu belgelerin İTO’nun bölge temsilciliğine fiziken ibraz edilmesiyle şirket kuruluşuna ilişkin başvuru tamamlanmaktadır. Şirketin Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescil edilmesinin ardından şirketin imza yetkilileri noterde imza sirküleri düzenlemelidir.

Sicil aşamasının Ticaret Sicil Müdürlüğü’nde tamamlanmasının ardından Ticaret Sicil Müdürlüğü ilgili vergi dairesi ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na şirketin kuruluşu hakkında resen bildirimde bulunmaktadır. Ticaret Sicil Müdürlüğü şirketin kuruluş bilgisini, şirketin tescilinden itibaren yaklaşık 10 gün içinde Ticaret Sicil Gazetesi’nde duyurur. Ticaret Sicil Müdürlüğünün yerel vergi dairesini bilgilendirmesinden kısa süre sonra yerel vergi dairesinden bir vergi levhası alınmalıdır.

Tüketici Hukuku

ABA Hukuk, tüketici hukuku alanında özellikle otomotiv sektöründe uzmanlaşmış, diğer tüm sektörlerde de tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, vs ilgili yönetmelikler alanına giren konuların, Tüketici Hakem Heyeti ve Tüketici Mahkemelerinde görülen ihtilaflı hususların çözümünde hizmet vermektedir.



ABA Hukuk tarafından Tüketici Hukuku alanında verilen hizmetlerden bazıları şunlardır:

  • Alım Satım Sözleşmeleri
  • Tüketici hukuku alanında tüm mevzuatın güncelliğinin takibi
  • Tüketici Hakem Heyeti nezdinde yapılacak işlemler
  • Tüketicinin şikayetlerine karşı hukuki çözüm yolları üretmek
  • Satıcı ile alıcı arasında yapılacak sulh görüşmeleri, protokole bağlanması ayıplı mal ya da ayıplı hizmetten kaynaklanan uyuşmazlıklarınçözümü
  • Tüketici ve Ticaret Mahkemelerinde görülen uyuşmazlıkların çözümü

Tüketici Hukuku Nedir?

Üretim yöntemlerinde büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Üretim yöntemlerinde yapılan değişikliklerle piyasalarda mal bolluğu ve çeşitliliği ortaya çıkmış, daha önceden lüks olarak görülen bazı mallar herkesçe temin edilebilir hale gelmiştir. Üretim ve tüketimin bu şekilde artmasıyla özellikle üreticiler/satıcılar ekonomik ve sosyal anlamda güçlü konumlara gelmiştir. Tüketiciler ise, satıcılara karşı gerek ekonomik, gerek sosyal, gerek de bilgi birikimi bakımından zayıf bir konumda kalmıştır. Bu nedenle güçlülere karşı zayıfların korunması gerekmiş, dünya genelinde tüketiciyi koruyan hükümler içeren Tüketici Hukuku oluşturulmuştur.

Tüketici ile satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen, tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyan, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri alan, onun zararı varsa onları tazmin etmeye yönelik hükümler içeren hukuk dalına Tüketici Hukuku denir.

Ülkemizde Tüketici Hukukuna ilişkin düzenlemeler ilk defa 1995 yılında 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile yapılmıştır. Daha sonra bu kanunda bazı değişiklikler yapılmış ve 2014 yılında 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun oluşturulmuştur.

Tüketici, Satıcı ve Tüketici İşlemi Kavramları

Tüketici kavramının tanımı kanunumuzda düzenlenmiş olup, tanımı ‘Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi’ şeklinde ifade edilmiştir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere; mesleki veya ticari amaç gütmeyen, kazanç elde etmek yerine kullanım veya yararlanma odaklı hareket eden gerçek veya tüzel kişilere tüketici denmektedir. Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiye denmektedir. Tüketicinin yaptığı işlemin karşı tarafını; özelliklerine göre bazen satıcı, bazen kredi veren, bazen sağlayıcı, bazen de bunların hepsini kapsayacak şekilde “ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden” veya “sözleşmeyi düzenleyen” gibi ifadelerle anılan gerçek ya da tüzel kişiler oluşturmaktadır. Tüketici işlemi: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işleme tüketici işlemi denmektedir. Buna göre bir hukuki ilişkinin tüketici işlemi olması için taraflardan birinin tüketici, diğerinin ise satıcı sağlayıcı ya da onlar adına hareket eden gerçek ya da tüzel kişi olması gerekmektedir. Ve bu kişiler arasında yapılan; her türlü sözleşme bu kapsama girmektedir.

Tüketici Sözleşmeleri

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanununda birçok sözleşme türü sayılmış, bunlara ilişkin özel düzenlemeler yapılmıştır. Bunlar; Taksitle satış sözleşmeleri Tüketici kredisi sözleşmeleri Konut finansmanı sözleşmeleri İş yeri dışında kurulan sözleşmeler Mesafeli sözleşmeler (Özellikle internet ve telefon gibi çeşitli vasıtalar aracılığı ile kurulan sözleşmeler) Finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmeleri Devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri Paket tur sözleşmeleri Abonelik sözleşmeleridir Ancak tüketici sözleşmeleri bunlarla sınırlı değildir. Zira her türlü sözleşme tüketici sözleşmesi niteliğini taşıyabilmektedir. Önemli olan, o sözleşmenin hangi amaçla kurulduğudur. Ticari meslek amaçla yapılmayan ve sadece ticari amaçla mal ve hizmet veren ile tüketici arasında gerçekleştirilen tüm sözleşmeler tüketici sözleşmesi olarak nitelendirilebilmektedir. Bu sözleşmelere ilişkin her türlü dava da diğer kanunlarda özel düzenleme olmadıkça Tüketici Hakem Heyetlerince veya Tüketici Mahkemelerince görülecektir.

Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar

Tüketici ile müzakere edilmeksizin sözleşmeye dahil edilen (önceden hazırlanan ve standart sözleşmede yer alan, tüketicinin içeriğe etki edemediği durumlar) ve sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhinde dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarına haksız şart denmektedir. Buna örnek olarak; yükümlülüklerini yerine getirmeyen tüketicinin, orantısız biçimde yüksek bir tazminat ödemesini gerektiren şartlar verilebilir. Bu durumda sözleşme geçerli olmaya devam eder. Ancak bu şart kesin hükümsüzdür ve bu durumda haksız şartların hükümsüzlüğünün tespiti davasının açılması gerekmektedir.

Malın Ayıplı Olması Durumunda Tüketicinin Hakları Nelerdir?

Tüketici hukukunda en çok karşılaşılan ihtilaflardan bir tanesi malın veya hizmetin ayıplı olması durumudur. Buna göre; tüketiciye satılan mal objektif olarak taşıması gereken özelliklere sahip değilse; ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internette veya reklam ve ilanlarda yer alan özelliklerden bir veya birden fazlasını taşımıyorsa, vaat edilen özellikleri bünyesinde barındırmıyorsa bu durumda ayıplı malın varlığından bahsedilecektir.

Malın ayıplı olması durumunda tüketici:

Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme haklarına sahiptir.

Bu seçimlik haklardan herhangi birini tercih etme özgürlüğü sadece tüketiciye sağlanmış olup, satıcılara böyle bir imkân tanınmamıştır. Tüketicilerin yukarıdaki seçimlik haklardan birini talep etmesi durumunda satıcı bunu yerine getirmekle yükümlüdür. Ayrıca satıcının ayıplı maldan doğan sorumluluğu, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına tabidir.

Ayıplı Hizmet Durumunda Tüketicinin Hakları Nelerdir?

Ayıplı hizmet; hizmet konusunun gerçekleştirilmesine sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmete denmektedir. Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda da tüketiciye bazı seçimlik haklar tanınmıştır. Bunlar; hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarıdır. Sağlayıcı tüketicinin yukarıdaki seçimlik haklardan birisini talep etmesi durumunda bunu yerine getirmekle yükümlüdür. Ayrıca tüketici bu seçimlik hakların yanında Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat talep etme hakkına da sahiptir. Sağlayıcının bu ayıptan doğan sorumluluğu yine 2 yıllık zamanaşımına tabidir.

Dava Süreci Nasıl İşler?

Tüketici Hukuku ile ilgili alanda ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar, şikâyete konu ürünün veya hizmetin bedeline göre ya Tüketici Hakem Heyetleri ile ya da Tüketici Mahkemeleri aracılığı ile çözüme kavuşturulacaktır. Buna göre; Uyuşmazlığın değeri 4.570TL’nin altında ise İlçe Tüketici Hakem Heyetine Uyuşmazlığın değeri 4.570 ile 6.860 TL arasında ise İl Tüketici Hakem Heyetine 6.860 TL üzerindeki uyuşmazlıklar için de Tüketici Mahkemesine başvurulacaktır Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru; uyuşmazlık konusunu içeren dilekçenin hakem heyetine verilmesi ile başlar. Karşı tarafta 30 gün içerisinde cevaplarını bildirir. Bunun üzerine hakem heyeti dosya üzerinden inceleme yapar, gerekmesi halinde bilirkişi görevlendirir. Tarafların talebine bağlı olarak da uyuşmazlık hakkında karar verir. Tüketici Hakem Heyetlerinin başvurular sonucunda uyuşmazlık hakkında vermiş olduğu kararlar aynı mahkeme kararları gibi icra edilebilir niteliktedir. Ancak taraflardan biri, verilen kararın doğru olmadığını düşünüyorsa, kararların kedilerine tebliğ edilmesi tarihinden itibaren 15 gün içerisinde Tüketici Mahkemesinde itiraz edebilecektir. Tüketici hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararlar kesindir.

İcra İflas Hukuku

ABA Hukuk , İcra İflas Hukuku alanında alacağın tahsili amaçlı icra takiplerinde borçluya ait tüm menkul, gayrimenkul ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakların tespiti amaçlı kapsamlı araştırmalar yapmaktadır. Bu alandaki hizmetler, alacaklı/borçlu ve üçüncü kişiler arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için icra mahkemeleri ve genel mahkemelerde dava takibi işlerini de kapsamaktadır.

ABA Hukuk tarafından İcra İflas Hukuku alanında verilen diğer hizmetlerden bazıları: Alacağın tahsili amaçlı icra ve iflas takipleri Borçlu ya da alacaklı müvekkiller ile karşı taraf arasında borç tasfiye görüşmeleri ve yapılan sulh anlaşmalarının protokole bağlanması

İflas Erteleme

Bankaların kredi sözleşmelerinden doğan ihtilaflarının çözümlenmesi

İlamsız(Adi)Takip

İlamlı Takip

Kambiyo Senedine Dayalı Takip

İcra hukuku anlamında takip, borçlunun borcunun devlet zoruyla ödetilmesi için gerçekleştirilen işlemleri tanımlar. Alacağını alamayan bir alacaklı ilamlı ve ilamsız takip olmak üzere iki farklı takip yolundan birini seçebilir. İlamlı takipte, önce mahkemeden bir ilam alınarak buna özgü takip yolu izlenir. İlamsız takipte ise, alacaklının elinde herhangi bir mahkeme ilamı bulunmaz. Doğrudan yetkili icra dairesine başvurarak borcunu ödemeyen borçlu için ödeme emri çıkarttırır. İlamsız takibe adi haciz yoluyla takip de denmektedir.

İLAMSIZ( ADİ) TAKİP

Elinde bir mahkeme ilamı bulunmayan veya bulunmasına rağmen, ilamlı icra yoluna başvurmayan, alacaklıların alacaklarını elde etmek için başvurdukları icra yoludur.

NEDEN İLAMSIZ İCRA TAKİBİ

Elinde kambiyo senedi ya da ilam (mahkeme kararı) bulunmayan bir alacaklının (eğer alacak rehinle de temin edilmemişse) , alacağına icra yoluyla kavuşmasının tek yolu ilamsız icra takibi başlatmaktır. Bu takip yolu, gerek borçlu gerekse alacaklı tarafından kolayca kötüye kullanılmaya açık olduğundan bunları engelleyerek çıkarlar dengesini korumak için yasada borca itiraz ve inkar tazminatı gibi çeşitli yollar öngörülmüştür. Kısaca değinmek gerekirse, haklı bir nedene dayanmayan ya da varolmayan bir alacak dolayısıyla başlatılacak takiplere karşı, borçluya kendisini korumak için borca itiraz etme hakkı verilmiştir. Nitekim borçlu olmadığı halde icra takibiyle karşı karşıya kalan taraf aleyhine bozulan çıkarlar dengesi, borca itirazla yeniden kurulacaktır.

Ne var ki, haklı bir nedene dayanan alacak için de borca itiraz yoluna başvurularak denge alacaklı aleyhine de bozulabilir. Böyle bir durumda alacaklı, itirazın kaldırılması için icra tetkik merciine(İcra Hukuk Mahkemesi) başvuracak ya da genel mahkemelerden(Sulh.Asliye.ticaret Mahkemeleri) itirazın iptal edilmesi kararı alacaktır. Alacaklı, aralarında önemli farklar bulunan bu iki yoldan dilediğini seçmekte serbest olmadığından itirazın kaldırılması için icra tetkik merciine(İcra Huhuk Mah Kemesi) başvurabilmek için daha doğrusu bu başvurudan olumlu sonuç alabilmek için elinde İİK-68.maddede sayılan belgelerden birinin olması gerekmektedir. Hiç kuşku yok ki icra tetkik merciinden itirazın kaldırılması kararı alınması genel mahkemelerden itirazın iptali kararı alınmasına oranla çok daha hızlı olacaktır.

İLAMSIZ İCRA TAKİBİNDE İTİRAZ YOLLARI ve ÇEŞİTLERİ

  • YETKİYE İTİRAZ
  • BORCA İTİRAZ (Ödeme,Takas,Zamanaşımı)
  • İMZAYA İTİRAZ

İTİRAZ SEBEPLERİ

*Maddi hukuka veya takip hukukuna ilişkin itiraz sebepleri, Maddi hukuka dayanan itiraz sebepleri

Alacak hiç doğmamıştır veya istenildiği kadar değildir. Alacağı doğuran sözleşme batıldır.

Alacak muaccel değildir.

Borç son bulmuştur, ödenmiş veya zamanaşımına uğramıştır.

Alacak taliki bir şarta bağlıdır,

Alacaklı veya borçlu sıfatı yoktur vs.

Takip Hukukuna dayanan itiraz sebepleri

Yetki itirazı,

Alacaklının aynı alacak için bir takip yaptığı ve bu takibin devam ettiği,(derdestlik) Hakkında aciz vesikası olan borçlunun, yeni mal iktisap etmediği yönündeki itirazı Borçlu 7 gün içinde itiraz ederse takip kendiliğinden durur. Borçlunun itirazında haklı olup olmaması önemli değildir.

Bu durumda alacaklı ne yapmalı ?

  • 1-İmzası ikrar edilmiş adi senet
  • 2-İmzası noterlikçe tasdik edilmiş senet
  • 3-Resmi Daireden alınmış Belge yada makbuz

İcra takibine borçlu tarafından itiraz edilmesi ile sonucu takibin durdurulması durumunda, alacaklı yukarıda sayılan belgelere dayanarak 6 ay içerisinde İcra Tetkik Mercii'nde(Yani icra hukuk mahkemesinde) itirazın kaldırılması talebinde bulunabileceği gibi 1 yıl içerisinde itirazın iptali davası da açabilir.

Kira alacağına ilişkin ilamsız takiplerde temerrüt süresi 30 gündür. 30 günden önce itirazın kaldırılması istenebilir ise de temerrütten dolayı tahliye istenemez.

Haksız borca ilişkin itirazın kaldırılması halinde, talebe bağlı olarak borçlu aleyhine itirazın kaldırılması talebinin reddi halinde ise alacaklı aleyhine en az %20 icra inkar tazminatına hükmedilir.

Kambiyo Senedine Dayalı Takip

İcra ve iflas kanunu kambiyo senetlerine dayanılarak haciz yolu ile takipte bulunulmasını genel haciz yolu ile takipten ayırarak özel olarak düzenlemiştir.Kambiyo senetleri kıymetli evraktandır ancak takip konusu alacağın dayanağını teşkil eden belgenin kıymetli evrak olması yeterli olmayıp kambiyo senetlerinden biri olması gerekir. Kambiyo senetleri kanunda sınırlı sayıda belirtilmiş olup, üç tanedir. Bunlar: Bono (Emre muharrer senet) ; Poliçe ve Çektir. Takip konusu alacağın dayandığı belge bu üç kıymetli evraktan birisi değilse kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yoluna gidilemez.

Alacağı kambiyo senedine bağlı bir alacaklının, alacak aynı zamanda rehinle temin edilmiş olsa bile önce rehne başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu durum önce rehne başvurma zorunluluğunun bir istisnasını teşkil eder. Kambiyo senedine özgü takip yolu, genel haciz yolu ile takibe nazaran alacaklı bakımından daha imtiyazlı hükümler ihtiva etmesine rağmen alacaklı dilediği takip yolunu seçmekte özgürdür. Ancak genel haciz yolu ile takipte ödeme emrine itiraz süresi 7 gün iken kambiyo senedine özgü takip yolunda 5 gündür.Ayrıca genel haciz yolu ile takipte borçlunun ödeme emrine itirazı takibi kendiliğinden durdurduğu halde, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte bu itiraz satıştan başka takip işlemlerini durdurmaz. Alacaklı kambiyo senedine özgü takip yoluna başvurduğu takdirde kambiyo senedine dair zamanaşımı süreleri uygulanacak, oysa genel haciz yolu ile takibe başvurursa genel zamanaşımı süreleri uygulanacaktır.

TAKİP TALEBİ Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile bononun tahsilinde alacaklı genel haciz yolu ile takipte İİK 58'e göre bulunması gereken hususlardan başka takip talebine bononun aslını ve borçlu adedi kadar onaylı örneğini eklemek zorundadır. Çünkü İİK 168/1 gereğince icra müdürü, İİK 170a/2 gereğince de icraHukuk mahkemesi söz konusu bononun bu vasfı haiz olup olmadığını re'sen araştırmak zorunda olduğundan takip konusu bononun takip talebiyle birlikte icra dairesine verilmesi gerekir.

KAMBİYO SENEDİNE DAYALI TAKİPLERDE BORCA İTİRAZ NEDENLERİ:

*Kambiyo senedine dayalı takiplerde, senet protesto edilmemiş olsa da ,keşideciden vade tarihinden itibaren gecikme faizi istenebilir.

*Karşılığı bulunmayan çekin dayalı takiplerde alacaklının çeki ibraz yada takas tarihi ile ödeme tarihi arasındaki dönem için kademeli olarak ve reeskont (avans)oranında faiz istenebilir.

Düzenleme tarihi" olmadığı için bono sayılmayan belgeye dayanılarak yapılan takipte,borçludan ancak yasal faiz istenebilir,reeskont faizi istenemez.

Borçlunun" imzası bulunmayan senetler nedeniyle borçlu bulunmadığı "şeklindeki itirazı "borca itiraz" şeklindedir.

Keşidecinin protesto edilmiş olması halinde ,hamil lehtar ciranta hakkında takipte bulunabilir.

Senet bedeline iki sıfır eklenmek suretiyle tahrifat yapıldığına ilişkin itiraz, borca itiraz olarak kabul edilir.

Takip konusu senedin teminat senedi olduğunu ileri sürmek "borca itiraz"niteliğindedir.

İhtiyati haciz sırasında borcu (faiz oranını)kabul eden borçlu daha sonra İ.T.M.'ne(İcra Hukuk Mahkemesi) borca itirazda bulunamaz.

Alacaklı ,borçludan "gecikme faizi" dışında ayrıca "vade farkı" adı altında gecikme faizi isteyemez.

Takip konusu bonoların ipoteğin teminatı olarak değil de ipotek bedelinin ödenmesi için düzenlendiğinin anlaşılması halinde borca itiraz olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Adi ortaklığın ,çekin keşide tarihinden önce feshedilmiş olması halinde,çek bedelinden dolayı sadece çekte imzası bulunan ortağın sorumluluğu vardır.

Kambiyo senedini "kefil"sıfatı ile imzalayan kişi ayrıca "müteselsil kefil"olduğunu belirtmemiş olsa dahi "müteselsil kefil"olarak senet bedelinden sorumluluğu vardır.

Muhatap, kendisine ciro edilen çeke dayanarak "karşılığı olmadığı"ndan bahisle ,kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapamaz.

Çekin keşide tarihinde tahrifat olduğu iddiası borca itiraz niteliğinde değildir.

Senede yapıştırılan pul bedelinin ,kambiyo senetlerine dayalı haciz yolu ile takibe konu olabilir.

Birikmiş faiz miktarına" "faiz oranına" ve " çek tazminatına " yönelik itiraz borca itiraz kabul edilir.

Hamiline yazılmış olan bir çek üzerine yapılan ciro, senedin niteliğini değiştirerek,onu emre yazılı bir çek haline getirmez.

Çek bedelinin icra takibinden önce ödenmiş olması halinde,bunun eklentisi olan faiz ve çek tazminatı bakımından ayrı bir takip yapılamaz.

Muacceliye ilişkin itiraz borca itiraz olarak kabul edilemez.

Takipten feragat eden alacaklı daha sonra bu feragatından dönemez.

Alacaklı, takipten sonra kısmi ödemeyi kabul ederken ayrıca "ihtirazi kayıt"ileri sürmek zorunluluğu yoktur.

Türk lirası üzerinden düzenlenmiş boş çek yaprağının yabancı para alacağı olarak doldurulmuş olması halinde borçlunun borca itirazının kabulü gerekir.

Senet arkasındaki karalamalar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda anlaşılan kısmi ödemeler ,senet hamiline karşı da ileri sürülebilir.

Yırtıldıktan sonra ,parçaları yapıştırılarak ,bir araya getirilen senede dayanılarak ilamsız takip yapılamaz.

Takip talebinde sadece "faiz "istenmiş ise yasal faize hükmedilir.

Çekin ibraz süresi geçtikten sonra muhatap bankaya ibraz edilmemiş olması halinde keşideci çek bedelinden sorumlu tutulamaz.

Borçlu(Keşideci) ibraz süresi içerisinde çekten cayamaz.

Tahrifat iddiası ayrı bir dilekçe ile 5 gün içerisinde İ.T.M. 'ne bildirilmelidir.

Ölen keşidecinin borcundan dolayı takibin yöneltildiği mirasçılar müteselsilen sorumludur.

Bono metninde yan yana çizilmiş iki çizgi arasında"iade"kelimesinin yazılı olması senedin iptal edildiğini gösterir

Kambiyo senedinin yüzüne atılan her imza "aval" arkasına atılan her imza da "ciro" hükmündedir.

Bono niteliği taşımayan senede dayalı takiplerde yasal faiz istenebilir. Borca itiraz etmiş borçlu aynı zamanda faize de itiraz etmiş sayılır.

Keşidecinin ,lehtar aleyhine aldığı iptal hükmü davada taraf olmayan hamile etkili değildir.

Takip konusu senedin zamanaşımına uğradığını ileri sürmek borca itiraz niteliğindedir.

Müteselsil kefil hakkında esas borçlu ile birlikte veya ondan ayrı olarak takip yapılabilir.

İbraz edilmemiş olan kambiyo senetlerinde de borçlu vadeden itibaren "temerrüt faizi" ödemek zorundadır.

Borçlu yukarıdaki nedenlere dayanarak 5 gün içerisinde İcra Tetkik Mercii'nde itirazda bulunabilir. Ancak bu itiraz genel icra takip yollarından ayrı olarak sadece satışı durdururken diğer takip işlemlerini durdurmaz.

Borca itirazın reddi ve alacaklının talebinin de bulunması halinde borçlu aleyhine inkar tazminatına hükmedilir. Borca itirazın kabul edilmesi ve borçlunun talebinin de bulunması halinde alacaklı aleyhine inkar tazminatına hükmedilir. İmzaya itirazın bilirkişi incelemesi sonucunda ;reddi halinde talep olmasa da borlu aleyhine inkar tazminatına hükmedilir. sebebi ne olursa olsun İmzaya itirazın kabulü halinde talep olsa da alacaklı aleyhine inkar tazminatına hükmedilmez. İmzaya itirazda alacaklının kötü niyeti saptandığında alacaklı aleyhine %10 para cezasına hükmedilir.

Ayrıca borçlu 5 gün içerisinde aşağıdaki nedenlerden birine dayanarak İcra Tetkik Mercii'ne(İcra Hukuk Mahkemewsi) icra takibine ilişkin şikayette bulunabilir;

  • TAKİP BİÇİMİNE(Dayanak senedin kambiyo senedi vasfında olmadığından bahisle kambiyo senetlerine mahsus yolla __ takip yapılamayacağına ilişkin şikayet )
  • HAMILIN SIFATINA (Alacaklının meşru hamil olmadığına dair şikayet)
  • ZAMANAŞIMI ŞİKAYETİ

Bu durumlardan birinin varlığı halinde, alacaklı 6 ay içerisinde İcra Tetkik Mercii'nden(İcra Hukuk Mahkemesi) itirazın kaldırılması talebinde bulunabilir.

İLAMLI İCRA TAKİBİ

Konusu para veya paradan başka birşey olan konularda ( örneğin; çocuk teslimi, menkul teslimi, taşınmazların tahliye ve teslimi) önce bir mahkeme ilamı alınıp, ilamlara özgü icra takibi yapılması. Alacaklının elinde bir mahkeme kararının bulunduğu hallerde başvurulan bir takip yoludur.Takip talebine ilamın eklenmesi gerekir.Takip talebinde bulunabilmek için, zamanaşımı süresi 10 yıldır.Borçluya icra emri gönderilir.

İlamlı İcraya Başvuru Halleri

Mahkeme kararları

Hakem kararları

Mahkeme huzurunda yapılan sulh, kabul ve feragatler Noter senetleri

Temyiz ve icra kefaletnameleri

İcranın geri bırakılması halleri:

Zamanaşımı

İfa

Temyiz

BORÇLU İCRA TAKİBİNE İTİRAZI 7 GÜN İÇERİSİNDE İCRA TETKİK MERCİİ'(İcra Hukuk Mahkemesi) ne üç nedene dayanarak itiraz edebilir:

  • İLAMA AYKIRILIK İTİRAZI (Ilama Aykırılık İddiası İse Süreye Tabi Değildir.)
  • BORCA İTİRAZ
  • FAİZE İTİRAZ

Ceza Hukuku

ABA Hukuk Ceza Hukuku alanında, müvekkillerine soruşturma aşamasından itibaren gereksinim duyulan her türlü avukatlık ve danışmanlık hizmetini sağlamaktadır.

ABA Hukuk, soruşturma ve dava öncesinden soruşturma ve davaların yürütülmesi ile infaz aşamasına kadar, cezai yaptırım riski olan tüm iş ve işlemlere ilişkin danışmanlık hizmeti vermektedir.




1. Suç nedir?

Suç, hukuk düzenince korunan bir menfaati zedeleyen davranışlardır. Yani suç, hukuka aykırı ve kanunlar tarafından cezalandırılmış eylemdir. Ceza hukukuna hakim olan en temel ilke kanunilik ilkesidir. Buna göre kanunsuz suç ve ceza olmaz. Bir fiilin suç sayılıp cezalandırılabilmesi için bu fiilin kanun koyucu tarafından kanunlarda bir suç olarak tanımlanması ve bu şekilde tanımlanan fiile belirli bir ceza öngörülmüş olması gerekir. Hiç kimse keyfi olarakkanunda suç olarak düzenlenmemiş bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz; suç olan bir fiili işlemiş kimseye de kanunda gösterilenin dışında keyfi ceza verilemez. Cezalandırılacak suç da cezası da belli olmalıdır. Buna göre zina, ensest gibi filler bizim ülkemizde suç olarak düzenlenmedikleri için cezalandırılamazlar.

2. Ceza yargılamasının aşamaları nelerdir?

Ceza yargılaması temel olarak iki evreden oluşur: soruşturma ve kovuşturma. İki evreyi birbirine bağlayan bir de ara muhakeme evresi bulunur. Yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin mahkemece kabulüne kadar olan evre soruşturma, iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar olan evre ise kovuşturma evresidir.

Soruşturma evresinde amaç suça ilişkin delillerin bulunması, koruma altına alınması ve yeterli delil bulunursa da olayın mahkeme önüne götürülmesidir. Soruşturma evresinde asıl aktör savcıdır. Savcı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca herhangi bir şekilde bir suçun işlendiği izlenimin veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek için araştırmalara girişmelidir. Bu amaçla doğrudan kendi eliyle veya onun emriyle hareket eden polisleri kullanarak gerekli gördüğü araştırmalarda bulunur. Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanması, adli kontrol altına alınması gibi konularda ise savcının karar verme yetkisi yoktur; bu tür kararları soruşturma evresinde sulh ceza hakimi verir. Savcı soruşturma sonunda suçun işlendiğine ilişkin yeterli şüpheye ulaşırsa bir iddianame düzenleyerek bunu mahkemeye sunar.

Kanun kovuşturmanın başlangıcı olarak iddianamenin kabulünü esas aldığından dolayı (2/1-f maddesi) iddianamenin savcılıkça mahkemeye sunulması ile iddianamenin kabul edilmesi arasında geçen aşama da ara muhakeme diye adlandırılır ve bu aşamada savcının düzenlemiş olduğu iddianamenin kanunun aradığı şartları taşıyıp taşımadığı değerlendirilir. Hukukumuzda kamu davasının iddianamenin kabulü ile açılmış sayıldığı kabul edildiğinden (kanunun 175. maddesi) bu ara muhakeme aşaması da soruşturma evresinin içinde değerlendirilir. Bu bağlamda iddianameyi alan mahkeme üç konuda araştırma yapar:

  • 170. maddenin gösterdiği iddianamede bulunması gereken şartların bulunup bulunmadığı
  • Suçun ispatına etki edeceği mutlak olan delillerin toplanıp toplanmadığı
  • Suçun önödeme veya uzlaşmaya tabi olup olmadığı

Eğer bu üç hususta bir eksiklik varsa iddianame Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilecektir. 15 gün içinde iddianamenin iadesine veya kabulüne karar verilmesi gerekir. Bu süre herhangi bir karar verilmeden geçirilirse iddianame kabul edilmiş sayılır. İddianame kabul edildikten sonra mahkemenin hükmünün kesinleşmesine kadar geçen evre kovuşturma olarak adlandırılır. Ceza uyuşmazlığı bu evrede çözülür ve hakim veya mahkeme yargılama faaliyetini yürütür. Kovuşturma evresinde duruşmalar yapılır ve toplanan deliller değerlendirilir; bunun sonucunda da sanığa yüklenen suçun kusurlu bir şekilde işlenip işlenmediğine dair bir karar verilir. İşlendiği sabit olan fiillerin hukuki değerlendirilmesi yapılır. Bu faaliyet sonucunda verilen hükmün kesinleşmesi ile de kovuşturma evresi sona ermiş olur.

3. Ceza davasında kimler yer alır?

Ceza davasında temelde iki taraf bulunmaktadır: iddia ve savunma. Bu iki taraf tam anlamıyla birbirinin karşısında yer almamakta, maddi gerçeğe ulaşmak için birbirine yardım etmektedir. Sözgelimi savcı, şüpheli veya sanığın hem lehine hem de aleyhine olan delilleri toplamakla mükelleftir.

İddia makamında baş aktör olarak savcı bulunur. Savcıya iddia faaliyetini sağlıklı yürütebilmesi için polis yardım eder. Daha sonra kamu davası açıldığında mağdur veya suçtan zarar gören de davaya katılma taleplerini mahkemeye iletebilirler ve bu talepleri kabul edilirse onlar da savcının yanında iddia makamında yer alabilirler.

Savunma makamında ise esasen şüpheli veya sanık bulunur. Savunma, iddia makamının kendisine karşı ileri sürdüğü suçlamaların aksini ispatlamaya çalışır; suçu işlemediğini, eyleminin hukuka uygun olduğunu, cezalandırılmamasını gerektiren sebepler olduğunu veya daha az cezalandırılmasını gerektiren nedenler olduğunu ortaya koymaya çalışır. Şüpheli veya sanık, bu faaliyetinde bir avukatın yardımını alabilir; öyle ki bazı suçlar ve kişiler bakımından bir avukatlarının bulunması zorunlu kılınmıştır.

İddia makamı ortaya bir tez atarken savunma makamı adeta buna karşı bir antitez oluşturur. Bu ikisinden yola çıkarak bir senteze ulaşmak, yargılama faaliyetini yürüten mahkemelerin görevidir.

4. Suçüstü hali nedir, kapsamına hangi haller girer?

Suçüstü halinin ne olduğu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kavramların tanımlarını veren 2. maddesinin j bendinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre suçüstü:

  • İşlenmekte olan suçu,
  • Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
  • Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu, ifade etmektedir. Buna göre yerde yaralı yatan birinin başında elinde sopayla duran kişi de, Kapalıçarşı’da elinde altınlarla koşan kişi de suçüstü yakalanmış olacaktır. Suçüstü kavramı bir de herkesin yakalama yetkisine sahip olduğu halleri düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu madde 90/1’de gündeme gelir. Söz konusu hükme göre kişiye suçu işlerken rastlanması halinde ya da suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması halinde herkesin o kişiyi hukuka uygun şekilde yakalama yetkisi vardır.

5. Bir suça maruz kalındığında nasıl bir yöntem izlenmelidir?

Kişi bir suça maruz kaldığını düşünüyorsa bu durumdan adli makamları (savcılık, karakol, polis) haberdar etmelidir. Kişi şikayetinde suçun hukuki nitelemesini yapmak zorunda değildir, sadece yaşadığı olayı anlatması yeterlidir. Yoksa suçu işleyenlerin kanunların hangi maddelerine göre cezalandırılmaları gerektiğini vatandaş bilmek ve ilgili makamlara bildirmek sorunda değildir. Bir suça maruz kaldığını düşünen kişi ya doğrudan savcılığa şikayet veya suç duyurusunda bulunmalı, ya da durumu polise bildirmelidir. Polis, bir suçu haber aldığında durumu bir tutanağa bağlayıp savcıyı haberdar etmek zorundadır. Polisin bir suça ilişkin olarak soruşturma yapabilme yetkisi yoktur, soruşturma yapılması adli bir işlemdir ve bu yetki sadece savcılara aittir. Eğer kişi kendisi söz konusu suça maruz kaldığını düşünüyorsa yapacağı bildirim şikayet niteliğini taşır. Eğer bir başkasına karşı işlendiğini bildiği bir suçu bildiriyorsa bu sefer suç duyurusunda (ihbar) bulunmuş olur.

6. Şikayet veya suç duyurusu nedir?

Ceza kanunlarında suçların bir kısmının takibi şikayete bağlanmışken bir kısmı da kendiliğinden kovuşturulur. Bu ayrıma bağlı olarak şikayete bağlı suçlarda savcı, suçtan zarar gören kişi o fiili şikayet etmedikçe o suçun işlendiğini bilse dahi herhangi bir soruşturma işlemi yapamaz. Ancak kendiliğinden kovuşturulan suçlarda hiç kimse fiilden şikayetçi olmasa da savcı, o suçun işlendiğini herhangi bir şekilde haber aldığı anda soruşturmaya başlayabilir.

Örnek vermek gerekirse hakaret suçu şikayete bağlı bir suçtur ve bir kişiye savcının önünde bile hakaret edilmiş olsa kişi şikayette bulunmadıkça savcı o konuda bir soruşturma yapamayacaktır. Hırsızlık ise kendiliğinden kovuşturulan bir suç olduğu için savcı herhangi bir şekilde bir hırsızlık işlendiğini öğrendiği anda soruşturmaya başlayabilecektir, suçtan zarar görenin hırsızlık fiilini işleyen kişiyi şikayet etmesi zorunlu değildir.

Şikayeti suçtan zarar görenin yapması zorunlu iken suç duyurusunu (ihbarı) o suçla alakası olmayan herhangi birisi de yapabilir. Şikayete bağlı suçlar sıkı sıkıya kişiye bağlı, kişilik haklarını ihlal eden ve kamu düzenini esaslı şekilde bozmayan suçlardır. Zaten kanunlarda daha az cezayı gerektiren, daha basit fiiller şikayete bağlanmışken toplum düzenini daha çok bozan, daha ağır fiiller bakımından kendiliğinden kovuşturma ilkesi kabul edilmiştir. Böylece kendiliğinden kovuşturulması gereken fiillerde herkesin suç duyurusunda bulunarak adli makamların o suçtan haberdar edilmesi ve bu tür suçların cezasız bırakılmaması amaçlanmıştır.

Türk Ceza Kanunu madde 73, şikayete tabi suçlarda şikayet süresini 6 ay olarak belirlemiştir. Bu tür suçlar bakımından şikayet de suç duyurusu da 6 ayın içinde yapılmalıdır. Şikayete tabi bir suç süresi içinde bir şikayet veya suç duyurusu gelmezse kovuşturulamaz hale gelirken diğer kendiliğinden kovuşturulan suçlar, her zaman şikayet veya suç duyurusu üzerine takip edilebilirler.

7. Şikayet veya suç duyurusu kime ve nasıl yapılmalıdır?

Şikayette bulunulurken Türk Ceza Kanunu madde 73’te belirtilen şikayet süresi göz önüne alınmalıdır. Şikayet süresi kural olarak 6 aydır. Ancak bu süre yalnızca failin ve fiilin bilindiği hallerde işlemeye başlar. Bir suçtan zarar gören kişi, o suçu kimin işlediğini bilmiyorsa bu süre sınırlamasına tabi olmadan şikayette bulunabilir. Bu durumda sözgelimi bir kişi bir tehdit mektubu gelmişse ve mektubu yollayanın kim olduğu bilinmiyorsa tehdit suçu bakımında şikayet süresi işlemeyecektir. Ancak bir kişiyi sokakta tanıdığı birisi önüne geçerek tehdit etmişse bu durumda mağdur, 6 ay içinde şikayetini ilgili makama iletmek zorundadır; aksi takdirde savcı şikayet süresinin geçtiğinden bahisle suçun kovuşturmasına devam etmeyebilir.

Suç duyurusu (ihbar) ve şikayetin şekli Ceza Muhakemesi Kanunu madde 158’de düzenlenmiştir. Buna göre suç duyurusu ve şikayet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına (polis, jandarma) yapılabilir. Dilenirse valilik, kaymakamlık veya mahkemeye de şikayette bulunulabilir; bu durumda söz konusu makam şikayet veya ihbarı ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderecektir. Eğer yurtdışında işlenmiş ve Türkiye’de takip edilmesi gereken bir suç varsa Türk elçilik ve başkonsolosluklarına da ihbar veya şikayette bulunulabilir. Bir kamu görevi ile bağlantılı olarak bir suç işlenmişse ilgili kamu kurumuna bir ihbar veya şikayette bulunulması da mümkündür; zira kamu kurumları bu tür ihbar ve şikayetleri ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderecektir. Mesela bir devlet memuru rüşvet alıyorsa bu durum o memurun çalıştığı kuruma da şikayet edilebilir.

Suç duyurusunun ve şikayetin yazılı olması gerekmez, sözlü olarak da suç duyurusu yapılması ve şikayette bulunulması mümkündür. Bu durumda şikayetin veya suç duyurusunun yöneltildiği makam ihbarı veya şikayeti tutanak altına olarak yazılı hale getirecektir. Dilenirse bir dilekçe ile de şikayette veya suç duyurusunda bulunmak da mümkündür.

Şikayette bulunulurken uyulması gereken katı bir şekil yoktur. Suç teşkil eden bir fiilin işlendiğinin ve bu fiilden şikayetçi olunduğunun belirtilmesi yeterlidir. “şikayetçiyim”, “davacıyım”, “faillerin cezalandırılmasını isterim” gibi ifadelerin kullanılması şikayetin gerçekleştiği anlamına gelir.

8. Mağdur, şikayetçi, katılan ve suçtan zarar gören kavramları arasındaki farklar nelerdir? Mağdur veya şikayetçinin hakları nelerdir?

Mağdur, suçtan doğrudan doğruya zarar gören kişidir. Suçun olumsuz etkileri doğrudan mağdur üzerinde oluşur. Suçtan zarar gören ise, suç tanımıyla korunan hak ve menfaatin dışında kalan hak ve menfaatleri zarar gören kişilerdir. Örneğin adam öldürme suçunda suçun mağduru maktul iken suçtan zarar gören maktulün geride kalan yakınlarıdır. Birçok ihtimalde mağdur ve suçtan zarar gören sıfatları aynı kişi üzerinde çakışabilmektedir. Şikayetçi, şikayete bağlı suçlarda soruşturma makamlarına suçla ilgili soruşturma yapmaları için şikayette bulunan kişidir. Katılan, kamu davasına katılıp savcının yanında yer alan mağdura veya suçtan zarar gören kişiye denir. Katılan, muhakemede iddia makamında yer alır, ancak savcıdan bağımsızdır. Katılanın rolü, savcıya yardım etmektir. Kanunda mağdur ile şikayetçinin aynı haklara sahip olduğu düzenlenmiştir. bu haklar Ceza Muhakemesi Kanunu madde 234’te şöyle düzenlenmiştir:

a- Soruşturma evresindeki haklar

  • Delillerin toplanmasını isteme
  • Belge örneği isteme
  • Avukat yardımından yararlanmayı isteme
  • Soruşturma dosyasını inceleme
  • Savcının takipsizlik kararına itiraz etme
  • Haklarını öğrenme

b- Kovuşturma evresindeki haklar:

  • Duruşmadan haberdar edilme
  • Kamu davasına katılma
  • Tutanak ve belgelerden örnek isteme
  • Tanıkların davetini isteme
  • Bazı suçlarda kendisine Baro’dan avukat atanmasını isteme
  • Kanun yollarına (temyiz, itiraz vs) başvurma

9. İfade kim tarafından nasıl alınmalıdır?

İfade cumhuriyet savcısı veya polis tarafından alınır. Bir suç işlediğinden şüphelenilen kişiye suçla ilgili sorular sorulması ifade almadır. Polisin bir şüpheliye sorduğu her soru, ifade olarak değerlendirilmez, kişinin ifadesinin alınmasında uyulması gereken bir usul vardır. Bu usul, Ceza Muhakemesi Kanunu madde 147’de ifade ve sorgunun nasıl yapılacağının ortak hükümlere bağlanmasıyla belirlenmiştir.

İfadesi alınacak kişi, çağrı kağıdı ile çağrılır. Bu davetiyede kişinin hangi sıfatla (şüpheli, tanık vs.) ifadesinin alınacağı da belirtilmelidir ve kural olarak kişiye yöneltilen isnada yer verilmelidir. Eğer soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecekse bu hususun yazılmaması da mümkündür. Çağrı kağıdına kişinin ifade vermeye gelmediği takdirde zorla getirileceği hususu da yazılmalıdır. Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 15. maddesine göre polis de yaptığı araştırma sırasında beyanlarına ihtiyaç duyduğu kişileri çağırabilir, ancak polisin zorla getirme yetkisi yoktur.

İfade alınmadan önce şüpheliye sahip olduğu haklar bildirilmelidir. Bu haklar şu şekilde sayılabilir:

  • Şüpheliye hangi suçla suçlandığı hatırlatılır.
  • Kendisine bir avukat seçebileceği ve bu avukatın ifade alınması sırasında şüphelinin yanında olabileceği bildirilir. Eğer şüpheli bir avukat seçmek istiyorsa ancak avukatını seçebilecek durumda değilse Baro tarafından onun adına bir avukat tayin edilir.
  • Eğer kişinin yakalanıp gözaltına alınması üzerine ifadesi alınacaksa derhal yakınlarından istediği birine haber verilir.
  • Susma hakkı olduğu hatırlatılır.
  • Üzerindeki şüphelerin ortadan kaldırılması için delil toplanmasını isteyebileceği ve bu yönde kendisinin de delil ileri sürebileceği hatırlatılır.

Alınan ifade teknik araçlarla kaydedilecek ve bir tutanağa bağlanacaktır; bu tutanak da şüpheliye imzalatılır. Bu usule uyulmadan, kişiye hakları hatırlatılmadan alınan ifade, daha sonra delil olarak kullanılamayacaktır. İfade alınması esnasında kesinlikle tehdide, cebre, zorlamaya, kötü davranışlara başvurulamaz; kişi üzerinde fiziksel veya psikolojik baskı kurulamaz. Bu yasağa aykırı olarak alınan ifadeye de şüphelinin o ifadenin kullanılması yönünde rızası olsa dahi itibar edilmeyecektir.

10. Sorgu kim tarafından nasıl yapılır?

Sorgu, kişiye mahkeme tarafından sorular sorulmasıdır. Soruşturma esnasında sulh ceza mahkemesi, kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma esnasında davaya bakan mahkeme sorguyu gerçekleştirir. Sorgu mutlaka hakim tarafından yapılmalıdır. Sorguya çekilen sanık, 9. soruda belirtmiş olduğumuz ifadesi alınan şüpheli ile aynı haklara sahiptir (susma hakkı, müdafiden yararlanma hakkı gibi).

11. Müdafi ve vekil arasındaki farklar nelerdir?

Ceza soruşturmasını yürüten resmi organlar önünde şüpheli veya sanığı fiili veya hukuki açıdan koruyan, belli niteliklere sahip bulunan şüpheli veya sanık dışındaki kişi müdafidir. Yani şüpheli veya sanığın ceza kovuşturmasında savunmasını yapan avukat müdafidir. Müdafilik yapma yetkisi ülkemizde yalnızca avukatlara tanınmıştır, avukat niteliğini taşımayan kişiler müdafi sıfatıyla şüpheli veya sanığı temsil edemez. Mağdurun ve şikayetçinin avukatı ise “vekil” sıfatını taşımaktadır.

12. Hangi hallerde istem aranmaksızın müdafi tayin edilir? Nasıl görevlendirilir?

Kanun bazı hallerde kişinin istemi olmadan da ona bir avukat tayin edilmesini öngörmüştür. Bu durumlarda zorunlu müdafiden bahsedilir. Hangi hallerde zorunlu müdafi atanacağı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre aşağıdaki kişilere zorunlu müdafi atanır:

  • 18 yaşından küçük çocuklar
  • Kendini savunamayacak derecede malul olanlara
  • Sağır ve dilsizlere
  • Cezası en az 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan yargılananlara

Bu maddede sayılmış olan haller dışında kanunda dağınık olarak da zorunlu müdafiliğin öngörüldüğü başka durumlar vardır. Bu haller de şöyle sıralanabilir:

  • Kişinin tutuklanmasının istenmesi (madde 101/3)
  • Kaçak sanık hakkında duruşma yapılacak olması (madde 247/3)
  • Kişinin resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altında tutulacak olması (madde 74/2). Bu olasılıkta kişi işlediği fiillerden dolayı sorumlu tutulup tutulamayacağının belirlenmesi için resmi bir kurumda gözlem altına alınır.
  • Sanık duruşmanın düzenini bozduğu için oturumlara yokluğunda devam edilmesi (madde 204)

Yukarıda sayılan hallerde kişinin istemi aranmaksızın Baro’dan müdafi görevlendirilmesi istenecektir. Bu talebi soruşturma evresinde ifadeyi alan merci veya sorguyu yapan hakim, kovuşturma evresinde ise mahkeme gerçekleştirir ve Baro şüpheli veya sanığa bir müdafi atar.

13. Soruşturma aşamasında dosya incelenebilir mi?

Kural olarak soruşturma gizli, kovuşturma ise kamuya açık olarak yürür. Ancak soruşturmanın gizli olması, soruşturma aşamasında ilgililerin de soruşturma dosyasına ulaşamayacakları anlamına gelmez. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 153’e göre şüphelinin ve suçtan zarar görenin avukatları, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir. Buna göre soruşturma aşamasında şüphelinin avukatı, soruşturma dosyasını inceleyebilecektir. Ancak bu durum soruşturmayı tehlikeye düşürebilecekse savcı, sulh ceza hakiminden avukatın dosyayı inceleme yetkisini kısıtlamasını isteyebilir. Örneğin şüphelinin soruşturma dosyasında yer alan delilleri değiştirmesi, soruşturma kapsamında tanık olarak dinlenecek kişiler üzerinde baskı kurması gibi bir durum varsa dosyadaki bu bilgiler ondan gizli tutulabilecektir. Dosyayı inceleme yetkisinin kısıtlandığı hallerde bile kişinin ifadesini içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve kişinin hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar yine de incelemeye açık tutulacaktır. Soruşturma dosyasının incelenmesi ile ilgili bir kısıtlama kararının çıkmış olduğu halde savcının düzenlediği iddianameyi mahkeme kabul edip de kamu davası açıldıktan sonra bu kısıtlama kendiliğinden kalkacaktır.

14. Ceza davası nasıl açılır?

Cumhuriyet savcısı, yürüttüğü soruşturma sonucunda elde etmiş olduğu deliller soruşturmaya konu olan suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe uyandırıyorsa bir iddianame düzenler. Hukuk sistemimizde ceza davası, savcı düzenlediği iddianameyi ilgili mahkemeye sunduktan ve mahkeme de bu iddianameyi kabul ettikten sonra açılır. Yani soruşturmanın bitip artık bir ceza davasından bahsedebileceğimiz an, mahkemenin iddianameyi kabul ettiği andır. İddianame kendisine geldikten sonra mahkeme, 15 gün içinde savcının kendisine sunduğu iddianameyi ve dosya içeriğini inceler. Eğer bir eksiklik görürse iddianameyi savcıya iade eder, bu durumda henüz ceza davası açılmamıştır. Savcı eksiklikleri giderip yeniden iddianameyi mahkemeyi sunar ve bu iddianame kabul edildiğinde ceza davası açılmış sayılır. Eğer mahkeme, iddianameyi incelemesi gereken 15 günlük süreyi sessiz geçirirse iddianameyi kabul etmiş sayılır ve bu 15 günün sonunda ceza davası açılmış olur.

15. Ceza davasının şartları nelerdir?

Ceza davasının açılabilmesi için uyulması gereken bazı önkoşullar vardır ki bunlara “muhakeme şartları” denir. Her suç bakımından farklı şartlar öngörülmüş olabilir. Bunlarla sınırlı olmamakla birlikte belli başlı muhakeme şartları aşağıdaki gibidir:

  • Şikayete bağlı suçlarda şikayette bulunulmuş olması
  • Soruşturması ve kovuşturması izin şartına bağlı olan suçlarda iznin alınmış olması. Örneğin memurların görevleri ile bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı yargılanmaları için ilgili merciden izin alınması gerekir. Buna göre bu izin verilmezse bir memur, sözgelimi rüşvet suçundan yargılanamaz.
  • Aynı suçtan dolayı kişi hakkında görülmekte olan (derdest) bir dava bulunmaması
  • Aynı kişi hakkında aynı suçtan dolayı daha önce verilip kesinleşmiş bir hüküm bulunmaması. (Ancak unutulmamalıdır ki hakkında hüküm kurulmuş bir olay hakkında yeni deliller ortaya çıkarsa istisnai olarak olağanüstü bir kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilebilecektir.)
  • Suçun zamanaşımına uğramamış olması
  • Dokunulmazlığın bulunmaması (diplomatlar, milletvekilleri vs)
  • Önödemeye veya uzlaşmaya tabi suçlarda bu yola başvurulmuş olması

Eğer bu muhakeme şartları yerine gelmemişse savcı, yapmış olduğu soruşturmanın sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik kararı) verecektir.

16. Hangi mahkemenin görevli olduğu nasıl belirlenir? Mahkemenin görevsiz olduğu nasıl iddia edilmelidir? Bu iddia üzerine hangi makam karar verir?

Ceza mahkemelerinin görevi, yargılamaya konu olan suçun cezasının ağırlığına göre belirlenir. Buna göre ceza mahkemeleri arasında görev dağılımı şöyle yapılmıştır:

  • Cezası 2 yıla kadar (2 yıl dahil) hapis cezası veya para cezası ya da güvenlik tedbiri olan suçlarda sulh ceza mahkemeleri görevlidir.
  • Yağma, irtikap, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve hileli iflas suçları ile cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis veya 10 yıldan fazla hapis cezası olan suçlarda ağır ceza mahkemeleri görevlidir.
  • Sulh ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevine girmeyen tüm suçlarda ise asliye ceza mahkemesi görevlidir. Yani cezası 2 yıl ilâ 10 yıl arasında olan suçlarda asliye ceza mahkemeleri görevli olacaktır.

Görevli mahkeme belirlenirken hafifletici veya ağırlaştırıcı hallere bakılmadan ilgili suçun cezasının üst sınırı dikkate alınacaktır. Kural bu olmakla birlikte bazen kanun, bazı suçlarla ilgili bir mahkemeyi doğrudan görevli kılmış da olabilir. Örneğin Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar bakımından özel görevli mahkemelerin kurulması öngörülmüştür. Aynı şekilde 18 yaşını doldurmamış çocuklar da genel mahkemelerde değil, çocuk mahkemelerinde yargılanırlar. Mahkemenin görevsiz olduğu, davanın her aşamasında ileri sürülebilecektir. Mahkeme eğer görevsiz olduğunu düşünürse görevli mahkemeyi de söz konusu kararında gösterip görevsizlik kararı verecektir ve dosyayı görevli mahkemeye gönderecektir. Ancak şu noktaya da dikkat edilmelidir ki üst dereceli mahkeme, duruşmalar başladıktan sonra görevsizlik kararı verip dosyayı alt dereceli mahkemeye gönderemez. Mesela bir hakaret davası yanlışlıkla asliye ceza mahkemesinde açılmışsa ve duruşma yapılmışsa artık asliye ceza mahkemesi, dosyayı asıl görevli olan sulh ceza mahkemesine gönderemez. Eğer yapılan görevsizlik itirazını mahkeme reddederse taraflar bu karara itiraz edebilirler. İtiraz üzerine incelemeyi yapacak olan üst dereceli mahkemenin vereceği karar da kesindir, yani temyiz edilemez.

17. Davaların bağlantılı olması ne demektir? Bağlantılı suç nedir?

Ayrı ayrı davaların konusu olan uyuşmazlıklar bağlantılı ise tek bir dava içinde birleştirilip çözümlenebilirler. Bağlantılı suç söz konusu olduğunda görev kurallarına istisna getirilebilir ve bağlantılı davalar yüksek görevli mahkemede birleştirilir. Yani birleştirilecek iki davadan biri asliye ceza diğeri ağır ceza mahkemesinde görülüyorsa bu davalar ağır ceza mahkemesinde birleştirilecektir. Kanunda bağlantılı suçların neler olduğu aşağıdaki şekilde gösterilmiştir:

  • Bir kişinin birden fazla suçtan sanık olması. Örneğin bir kişi bir dükkana girip dükkandaki malları kırıp dökmüş, sonra da dükkanın sahibini dövmüşse ortada mala zarar verme ve yaralama olmak üzere iki suç bulunmaktadır. Bu iki suça ilişkin yargılama, failin ortak olması sebebiyle birleştirilerek tek bir mahkemede görülecektir.
  • Bir suçta birden fazla sanık bulunması. Bu sanıklar suçu doğrudan işleyen, azmettiren, suçun işlenmesine yardım eden kişi olabilir. Mesela bir kişinin kilidi açtığı, bir kişinin eve girip eşyaları çaldığı ve bir kişinin de gözcülük yaptığı bir hırsızlık olayında bu tür bağlantı vardır. Bu üç kişi aynı mahkemede yargılanacaktır.
  • Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır. Örneğin bir katili evinde saklayan, cinayet aletini alıp denize atan kişiler de o adam öldürme suçu ile ilgili dava içerisinde yargılanabileceklerdir.
  • Yukarıdaki 3 hal bulunmasa bile mahkeme, bakmakta olduğu davalar arasında zaman, yer, işleniş biçimi, saikler gibi nedenlerle bir bağlantı olduğu kanaatine varırsa

Referanslar

Yıllık Tecrübe

+

Kurumsal Kuruluş

+

Kayıtlı Vaka

+

Başarılı Vaka


İletişim

  • Sırakapılar Mahallesi Saltak Cad. No:67/8 Merkezefendi/Denizli
  • +90 (258) 264 75 10
  • +90 (258) 264 75 10
  • info@abahukuk.com - anilaba@hotmail.com

İletişime Geçin

Teşekkürler ! Mesajınız ulaştı.